# Yılbaşı Gecesi Vol.2

5 min read

Kaşığı kupanın içinden çıkarıp tezgahın üstüne bıraktı. Kupayı kaldırdı, havaya karışan kahve kokusunu içine çekti. Siyah sıvının içinde saat yönünde dönmekte olan küçük girdaba bakıp gülümsedi. Arkadaşına bakıp bir yudum aldı. Kesilen kaşık seslerinin yerini bıraktığı sessizliği dağıtmak gibi yüce bir vazife sadece kendisine vahyolunmuş gibi bir hisse kapılmıştı. “Her şey aynı,” diye söze girdi.

Kupasından bir yudum alıp devam etti. “Biliyor musun, hiçbir şey değişmedi. Olan şeyler olmaya devam etti. Zaman sana ve bana rağmen akıyor ama hiçbir şey değişmiyor. Öz, askıya alınmış gibi. Kum saatinin zerreleri hep aynı yöne akıyor. Ne demek istediğimi anlıyor musun? Bir şeylerin değişmesi için birisinin onu ters çevirmesi gerekirdi,” diye devam etti. Sessizlik, güneşi kapatan kara yağmur bulutları gibi tekrardan aralarındaki uzama çöktü. Fırtına öncesiydi.

Kupasından bir yudum daha aldı. Arkadaşının düşünceli gözleri zeminde geziniyordu. Bu sohbete hazırlıksız yakalanmış gibi bir hali vardı. Sessizlik bozulmalıydı, kendisini açıklamalıydı. Bu hissi üzerinden atamadığı için sözüne devam etti. “Çabaladım, denedim. Biliyor musun? Bilmiyorsun. Aslında biraz ne demek istediğimi ben de bilmiyorum. Dil belası. Kendimi açıklamakta çok zorlanıyorum. O saati deviremedim. Belki bu benim suçum değildi. Ne fark eder ki? Sonuç değişmedi. Hiçbir şey değişmedi. Korkunç bir kayıtsızlık selinde vaftiz oluyormuş gibi hissediyorum. Yeni doğan bebeklere yapılan türden bir vaftiz bu. Ne anlattığımı bilmiyorum. Sevdiğim birkaç metaforu sıralıyorum sadece. Saçmalıyorum. Ben hiç vaftiz olmadım. Konuşmak için konuşuyorum. Kendisiyle özdeş önermeler sıralıyorum. Laf kalabalığı…”

Arkadaşı yavaşça kafasını hayır mahiyetinde sağa sola salladı. “Sen mi kayıtsızsın? Aslında problemin tam tersi.” Omuzlarını silkerek devam etti. “O kadar çok düşünüyor, o kadar çok analiz ediyorsun ki gerçekten deneyimlemeye vakit bulamıyorsun gibi geliyor. Belki biraz anda kalsan çok daha mutlu olabilirsin. Ayrıca değişen o kadar çok şey var ki.” Parmağıyla pencereyi göstererek konuşmaya sürdürdü. “Örneğin geçen sene seninle dışarıdaydık, bu sene ise içerideyiz. Evet hava yine soğuk ama bak ufak ufak kar yağıyor. Bu sadece bir günde sayabileceğim ufak tefek değişimler. Hayata ve zamana biraz haksızlık ediyorsun.” Tekrardan başını sağa sola hafifçe salladı.

Kupasında yarıya düşmüş olan sıvıyı ince bilek hareketleriyle döndürmeye başladı. Gözlerini sıvıdan ayırmıyordu. Derin bir iç çekti. “Haklısın. Ben yaşamıyorum. Sanırım hiç yaşamadım da. Sana geçen de bahsetmiştim. Zamandan ve mekandan kopuk hissettiğim tonla an oluyor.” Kupasını düzeltip bir yudum daha içti. “Sanki bu bedenin içinde yaşayan benden başka bir benlik var. Gözlemleyen ikinci bir benlik. Ben ise yaşamı değil bu benlikleri gözlemliyormuşum gibi.” Kupasını kenara bırakıp başını yere eğdi. Ellerini birleştirdi. “Bu yıl çok fazla anı biriktirdim. Yaptığım şey bu: istiflemek. Ben hiç yaşamadım.” Arkadaşının gözlerinin içine baktı.

Arkadaşı bir nefes aldı. Biraz tereddütlü bir şekilde dudaklarını kıpraştırdı. Sonunda göz teması kurabilmişti. “Yine yaptın. Kendini kendin dışarı konuma koyuyorsun. Ötekileşen de ötekileştiren de sensin.” Sessizlik. Kara yağmur bulutları ufaktan gök gürültülerine dönüşüyor gibiydi. Fırtına başlamıştı.

Sözü arkadaşının ağzından aldı. “Tavuk mu yumurta mı? Artık daha fazla böyle retorik sorulara ihtiyacımız yok. Bunlar sonuçtan önce kıymetli şeyler. Sonuç ise ötekileşmiş olmam. İyi yapabildiğim tek şeyin bu olması.” Kahvesinden bir yudum daha aldı. “Yaşama dair diğer sebeplerimin hiçbir sonuca gebe olamaması. Gebe olduğunda ise düşük yapması. Aynının devamı içinde devindiğim gerçeği değişmiyor.”

Arkadaşı kafasını yine iki yana salladı. “Söylediğim hiçbir şey sana bir anlam ifade etmiyor mu? Verdiğim örnekler senin için bir değişim örneği değil mi? Dünyayı algılayışına hayret ediyorum: Kendi içinde tutarlı tutmaya çalışıyorsun ama gerçekle çelişkili.”

Ayağa kalktı ve kupasını boşaltacak son yudumu aldı. Kupayı yan çevirip arkadaşına gösterdi. “Bak bu bir daire.” Kupayı farklı açılardan farklı şekillerde tanımlamaya devam etti. Sonra kupasını sehpanın üzerine bıraktı. “Ne demek istediğimi anladın mı?” Arkadaşı kafası karışık bir şekilde anlamadığını ifade etti.

Ayakta odayı turlamaya başlamıştı. “Bu kupa,” diye söze girdi. “Farklı şekilde gözüküyor ama günün sonunda hala bir kupa. Özü değişmiyor. Sen sadece onun uzamdaki farklı izdüşümlerini görüyorsun. Acziyetimizin bir sonucu bu. Bu farklı şekillere rağmen onu farklı bir şekilde adlandırmıyorsun.” Arkadaşının gözlerinin içine bakıyordu. Ne demeye çalıştığını anlamayı denediğini gözlerindeki düşünceli bakıştan anlamıştı. “Bak. Bu gördüğün şey, bu vücut, bu ben, her ne şekilde adlandırıyorsan, bu varlık sadece bir izdüşüm. Zamanın içinde bir şekil sadece. Özüm aynı, değişmiyor.” Duraksadı. Sakince yerine oturdu. Yine yeri izlemeye başlamıştı. “Ve… Ve ben bu özden nefret ediyorum. Kendim olmak istemiyorum ama bu imkansız. Ne yaparsam yapayım günün sonunda yalnızım. Tanrı, beni bu sonsuz hoşnutsuzlukla yaratmış.”

Arkadaşı bir süre zemini izledikten sonra gözlerini dışarıya açılan pencereye dikti.Kar yağışı hızlanmıştı. “Bak bu kar bana daha önce söylediğin bir şeyi anımsattı. ‘Bir kar fırtınasında eriyen kardan adamın hüznü’ şeklinde bir alıntıdan bahsetmiştin. Bana gündelik iç sıkıntısını özetleyen güzel bir anekdot gibi gelmişti.” Biraz duraksadı ve gözlerini ona çevirdi. “Görünüşe göre, sen de o dinmek bilmeyen kar fırtınasının hüznünü yaşıyorsun. Kardan adamı ise tekrardan mutlu görmeye başlamışsın. Hem zaten onun üzgün olduğunu neden söyledik bilmiyorum.” Omuz silkti. “Özünü sevdiğin bir zamansal izdüşüme kavuşamayacağını kim bilebilir ki?”

Sessizlik tekrardan odayı kapladı. Fırtına dinmişti. “Canım dostum, işte tam da bu yüzden seninle bu konuları konuşmayı seviyorum. Bu tatlı optimistliğin yüreğimi okşuyor. Ah, yine de dediğin şeyin gerçekleşmesi pekala muhtemel gibi dursa da imkansız. Birisinin o kum saatinin her bir zerresini yenisiyle değiştirmesi gerekli. Ben artık Tanrıcılık oynayan birilerini göremiyorum. Bu kesinlikle beni aşıyor.” Ayağa kalktı ve boş bardağını tezgaha bıraktı. “Ben yatmaya gidiyorum. Bu yıl havai fişek seslerini duymak istemiyorum,” dedi ve el sallayıp odadan çıktı.

Karanlık odada tek başına biraz oturdu. Yarını düşündü. Düşünmenin anlamsızlığını düşündü. Anlamsızlığı düşündü. Gözüne uyku perisi kumlarını serpene kadar dışarıda çoktan havai fişek sesleri yükselmeye başlamıştı. Huzuru ancak bu seslerin sustuğu dinginlikte bulabildi. Yarın tekrar uyanmak üzere uyudu. Sürekliliği, kesinlikle karıştırarak uyudu. Yarın neler olabileceğinden habersizdi. Tam da bu cehaleti sebebiyle uyudu.

My avatar

Thanks for your time. Feel free to check out my other posts or follow me via the social links in the footer.


More Posts